KUTLU YOL'UN SİYASİ SOSYAL ÇİZGİSİ

Küreselleşme Olgusunun Olumsuz Etkileri

Evrende meydana gelen her doğal süreç, her doğal gelişme, her doğal güç evrensel bir masumiyet içinde bulunur. Bu doğal oluşumların oldurucu veya öldürücü olması tamamen biz insanların niyetine ve bu oluşumları kullanma becerimize bağlıdır. Atomun çekirdeğinde saklı olan nükleer güç kendi doğallığı içinde faydalıdır ve masumdur. İnsanoğlu bu saklı gücü bilgisiyle dışarı çıkarır, niyetine bağlı olarak onu, ya dünyayı cehenneme çevirecek bir canavara ya da, karanlıkları aydınlatacak bir ışığa dönüştürebilir.

Küreselleşme olgusu da bilim ve teknolojinin hızlı gelişiminin doğal bir ürünü olarak faydalıdır, masumdur. Üzerinde durulması gereken konu; bu doğal ve masum gelişmeyi kimin hangi niyet ve amaçla kullanmaya, yönlendirmeye çalıştığıdır.

Küreselleşme olgusu sanayi toplumu aşamasından bilgi toplumu aşamasına yükselişin doğal bir sonucu olduğuna göre bu süreçlerin baş aktörleri Batılı ülkeler ve Batı medeniyetidir. Bunlar olumlu gelişmeler kadar olumsuz gelişmelerin de gerçek sahipleridir.

Küreselleşmenin ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal alanda sebep olduğu olumsuzluklar şöyle sıralanabilir:

1- Bugün küreselleşme kavramının içini dolduran yapı, modern dünyanın temsilcisi olarak tanımlanan Batı’dır. Batı’nın zihniyet şekillenmesinde en etkin olan unsur ise şüphesiz 17. yüzyıldan itibaren etkisini artırarak devam ettiren pozitivist dünya algılamasıdır. Pozitivizmin dünya tanımlamasında; insan ile doğa arasında kazanılması gereken bir savaşın varolduğu ve insanın teknolojik ilerleme sayesinde bu savaşı kazanacağı düşüncesinin temellerini bulmak mümkündür.

2- Pozitivist dünya görüşünün bir diğer önemli noktasında ise, madde ve mânâ birlikteliğinin parçalaması yer almaktadır. İnsanın yeryüzündeki arayışının maddî ve bedenî ihtiyaçlarını karşılamaktan geçtiği düşüncesinden hareket eden pozitivizmin teknolojik ilerlemeye yüklediği anlam, günümüz dünyasının şekillenmesinde de etkin olmuştur. Yâni kutsalın yerine bilimsel bilgiyi koyan ve teknolojik ilerleme ile yeryüzünü cennete çevirmeyi tasarlayan pozitivizmin dünya algılaması, insanlara satın alabilecekleri mutluluklar sunmaktan öteye geçememiştir. Daha iyi bir evde yaşamının ya da daha iyi bir arabaya sahip olmanın verdiği mutluluğunun yerini hiçbir şeyin tutamayacağı dayatması, tüketimin çılgınlığını ve hazcılığı (hedonizm) kamçılarken, insanlığı daha çok tüketmek için daha çok çalışmak kısır döngüsüne hapsetmiştir.

3- Teknolojik ilerlemenin insanın “daha güzel günler özlemini” sona erdireceği iddiasını benimseyen ve tahrik edilen arzuların kontrolünde olan bu zihniyet, yeryüzüne yeniden düzen verirken iki dünya savaşına, çok sayıda yerel ve bölgesel çatışmaya, zehirli gaz ve suların yarattığı çevre facialarına da yol açmıştır. Aynı şekilde insanlık, sömürgecilik vahşetini de pozitivist dünya tasarımına borçludur. Afrika kıtasının masum insanlarını köle pazarında satanlar kendi üstün kültürlerine mensup olmayanları hâkir görmekten ve onların zenginliklerini sömürmekten çekinmemişlerdir.

4- Maddeyi her şeyin merkezine koyan ve tek boyutlu bir insan tanımı yapan pozitivizmin insanlığa asıl verdiği zarar, mânâyı yeryüzünden dışlamak olmuştur. Mânânın insanın hayatından dışlanması, onun boşalttığı yeri hızla maddenin doldurmasına ve sonuçta insanın hızla özünden uzaklaşmasına sebep olmuştur. Mânânın dışlanması yeryüzüne sevgiden kaynaklanan insafın, paylaşmanın, adâletin ve ahlâkın hâkim olmasını engellemiş, maddî unsurların yeryüzünde tek başına hâkim olması da nefreti ve türevleri olan haksızlığı, şiddeti ve ahlâksızlığı körüklemiştir. Bundan dolayıdır ki pozitivizme göre insana değer katan, onun tüketim alışkanlıkları, giyim tarzı ve ürettikleridir. Teknolojiyi elinde bulunduranlar yeryüzünün efendisi olmaya hak kazanmışlardır, dolayısıyla onlarla aynı dini, aynı deri rengini paylaşmayanlar ve onlarla aynı dili konuşmayanlar yok edilmeye mahkûmdurlar. Ya da onlar gibi inanmaya, onlar gibi yaşamaya, onlar gibi konuşmaya başlayıncaya kadar efendilerine hizmet etmek zorundadırlar.

5- Bu tavır 19. yüzyılda yaşanan sömürgecilik hareketlerinin arkaplânını açıklamak için yeterlidir; günümüzde ise bu zihniyet kendisini farklı yöntemlerle ortaya koymaktadır. Batılı değerlere inanmayanların, onlar gibi yaşayıp onlar gibi eğlenmeyenler ya da onlar gibi konuşmayanların önüne günümüzde küreselleşme ile iki seçenek sunulmaktadır. Ya teslim olup zihinlerini, topraklarını, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını efendilerinin önüne kendi elleriyle serecekler ya da “özgürleştirilmek” için işgal dahil her türlü zorlamayı göze alacaklardır. Yâni günümüzde bilişim teknolojilerindeki gelişme ile şu anda yaşadığımız küreselleşme, insanların zihinlerinin medya, internet, sinema, vs. gibi araçlar vasıtasıyla işgal edilmesinden ve uluslarüstü sermayenin çıkarlarına hizmet edecek donanımlara kavuşturulmasından başka bir şey ifâde etmemektedir.

6- Kısacası, küreselleşmeye yön veren Batılı zihniyetin şekillenmesinde etkin olan pozitivist dünya algılamasından, yeryüzünde haksızlıkları önleyecek fikrî ve ahlâkî çözümler üretmesi beklenemez. İnsanı bütün yönleriyle kavrama donanımından mahrum bir zihniyetten, gelecekte yeryüzündeki şiddeti ortadan kaldıracak ve insanlar arasında barışı, kardeşliği, paylaşmayı, dayanışmayı ve insafı tesis edecek bir tasarım gerçekleştirmesini beklemek nafile bir çabadır.

7- Özellikle Sovyetler Birliği’nin parçalanıp, soğuk savaşın sona ermesi ve ülkeler arasındaki duvarların fiilen yıkılmasının ardından, yeryüzünün eskisine nazaran daha iyi bir yer olduğuna/olacağına dair oluşan olumlu hava, yerini kısa zaman içinde endişeli bir bekleyişe bırakmıştır. ABD’nin Irak’ı işgali de bu bekleyişi umutsuzluğa dönüştürmüştür. İnsanların “daha güzel günler”e küreselleşmenin taşıdığı nimetler sayesinde her geçen gün daha fazla yaklaştığı iddiası, artık küreselleşmenin nimetlerinden faydalanmayı düşünenlerin propaganda malzemesi olmaktan öte bir anlam içermemektedir.

8- ABD’nin Irak’ı işgali ile birlikte artık anlaşılmıştır ki, bugün sâdece sermayenin küreselleşmesinden bahsetmek mümkündür. Kendi dışındakine yaşama hakkı tanımayan sermaye, iletişim teknolojileri vasıtasıyla yeryüzünü tek pazar hâline getirme hedefinin önündeki engelleri birer birer ortadan kaldırmak için savaş dahil her türlü metoda başvurmaktan çekinmemektedir. Teoride farklı coğrafya ve kültürdeki insanların birbirleri hakkında daha çok bilgiye ulaşmasına imkân tanıyan iletişim teknolojileri, yeryüzünün efendiliğine soyunan zihniyet tarafından yoğun olarak tek yönlü kullanılan birer beyin yıkama aracı hâline dönüştürülmüştür.

9- Bilimsel ilerlemede çok önemli mesafeler kat edilmiştir. Öyle ki DNA şifrelerinin sırrının çözüldüğü, dönemin ABD Başkanı Clinton ve İngiltere Başkanı Blair’in ortak basın toplantısı ile bütün insanlığa “Tanrı’nın dili çözüldü” diyerek duyurulmuştur. Ama yaşanan gerçekler bilimsel ilerlemenin vardığı noktanın bırakın Tanrı’nın dilini çözmeyi, insanların birbirlerini dahi anlamasına yetmediğini ortaya koymuştur. Bütün insanlığın barış ve huzur içinde yaşaması için gerekli olan asgarî şartları sağlamaktan âciz bir ilerlemenin söz konusu olduğunu, Bosna Hersek’te ya da Irak’ta yaşanan gelişmeler de doğrulamıştır. Teknolojik ilerleme bugün insanlığın bütününü hastalıklardan, açlıktan ve diktatör zulmünden kurtarmaya yetmediği gibi, savaşları önlemek için gerekli olan asgarî ortak paydanın tesisine bile hizmet etmemiş, aksine daha vahşi ve kıyıcı savaş makinelerinin icadına vesile olmuştur.

10- Teknolojik ilerlemenin sunduğu imkânlar insanlığın ortak kaderini daha iyi şekillendirmek için kullanılmadığı gibi, sermayenin önündeki engellerin kaldırılırken emeğin/insanların önündeki sınırlar daha da aşılmaz hâle getirilmiştir. Ekonomik pazarın küreselleşmesi, bir yanda yeni zenginlik adaları, diğer yanda da sayısı giderek artan yoksulluk bölgeleri yaratmıştır. Bu ise zincirleme krizler çıkartmıştır ve çıkarmaya devam etmektedir. İnsanlığın gelişmesi için formül olarak sunulan bilim, teknik, sanayi ve ekonomideki gelişmeler, artık ne siyaset ne de toplumsal uzlaşmayı yansıtan bir ortak akıl tarafından düzenlenmektedir.

11- Gezegendeki iletişim imkânları çoğalmıştır, ama anlaşmazlıklar artarak devam etmektedir. Devletler ekonomik entegrasyonlarla birbirlerine bağımlı hâle getirilerek karşılıklı çıkarlar ortak paydasında uzlaşmaya çalışılırken, bağımlılığın kurallarını yine gücü elinde bulunduranlar belirlemektedir. Bu kuralları kabul etmemekte direnen milletler; kredi açmama, ambargo ve yapay krizler oluşturmak şeklinde gerçekleşen iktisadî cezalandırma metotları ile dize getirilmeye çalışılmakta, hâlen direnme kabiliyeti gösterenler ise insansız uçaklardan atılan akıllı bombalar altında “aman” dilemeye mahkûm edilmektedir.

12- Küreselleşme ile dünya çapında bir akışkanlığa sahip olan sermayenin yatırıma dönüşeceği bekleniyordu. Gelişmeler ise bu beklentinin tersine meydana gelmekte ve sermaye daha çok rantiyeye kaymakta , bu durum da ise faiz oranları yükselmekte, küresel gelir dağılımındaki adaletsizlik sürekli artmaktadır. 1960’lı yıllarda, dünyada en zengin ile en fakir arasındaki oran 20 iken, bu oran bugün 60’a yükselmiştir. Böylece Zengin Kuzey ile Fakir Güney arasındaki uçurum sürekli artmaktadır. Bu da küresel gerilimini yükseltmektedir.

13- Küreselleşme ile dünya ekonomisinin rekabete dayalı bir gelişme göstereceği tahmin ediliyordu. Beklenenin aksine dünya ekonomisinde bir durgunluk gözlenmeye başlamıştır.

14- Bugüne kadar yaşanan küreselleşme sürecinde gelişmekte olan ülkelerin mukayeseli üsten oldukları alanlardaki üstünlükleri kaybolmuştur. Özelleştirmenin çığırından çıkarılarak uluslar arası kapitalizmin serbestçe at oynattığı bir dünya düzenine zemin hazırlayan bir operasyona dönüşmesi ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir.

15- Uluslar üstü sermayenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde gelişen günümüz küreselleşmesinin hedeflerine tam olarak ulaşmasının önündeki en büyük engel ulus-devlet yapılarıdır. Yeryüzünü sınırların olmadığı tek bir pazar hâline dönüştürerek işgücü ve hammadde ihtiyacını en ucuz yoldan karşılamayı hedefleyen uluslar üstü sermaye grupları, milli devlet yapıları tasfiye edilmedikçe bu maksatlarına ulaşamayacaklarının farkındadırlar. Bunun için bir yandan iletişim imkânları kullanılarak farklı kültürlere mensup insanlar tek tipleştirilmeye ve tüketim alışkanlıkları aynîleştirilmeye çalışılmakta, diğer yandan insanların içinde yaşadıkları toplumla bağlarının zayıflatılarak yabancılaştırılması ve ayrıştırılması projesi uygulanmaya konmaktadır.

16- Milli devlet yapılarının tasfiye süreci iki ayrı koldan yürütülmektedir. Birinci yol millî bütünlüğün zayıflatılmasıdır. Bu ise milli devlet içindeki farklı etnik ve dinî algılamaların altı çizilmek sûretiyle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bireylerin kendilerini tanımlarken ulusal kimliklerini referans olarak göstermeleri geri kalmışlık belirtisi olarak aşağılanırken, sunî olarak oluşturulan alt kimliklerin önplâna çıkartılması ödüllendirilerek bu yaklaşım tercih edilmeye zorlanmaktadır. Yâni etnik ve dinî ayrılıkçı hareketler körüklenmektedir. Ayrıca insanlar farklı etnik ve dinî alt kimliklere sahip olmasalar bile, içinde yaşadıkları topluma yabancılaştırılmak sûretiyle millî bütünlük zedelenmeye ve bireyler arasındaki bağlar çözülmeye gayret edilmektedir. Bireyselleştirilen, içinde yaşadığı topluma yabancılaşan ve kültürel bağları kopartılan bu insanlar ise ortak insanlık ideali, çağdaş değerler, vs. gibi kavramların peşine takılarak, uluslar üstü sermayenin çıkarlarına hizmet eden, alışkanlıkları, inançları, davranış biçimleri, müzik ve sinema zevkleri aynîleşmiş insanlar gürûhuna dahil edilmektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olaylar hakkında bilgi sahibi olurken, aynı apartmanda ya da mahallede yaşadığımız insanlar hakkında en ufak bir bilgiye sahip olma ihtiyacı hissetmememiz zâten başka türlü açıklanamaz.

17- İkinci yol ise, milli devletin ekonomik yapılarına IMF, DTÖ, DB gibi kurumların hâkim kılınmasıdır. Bu kurumlar, uluslar üstü sermayenin ülke içinde rahatça hareket etmesini sağlayacak yasal düzenlemeleri devletlere dayatmaktadır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, devletin küçültülmesi, özelleştirme, tahkim, üst kurullar gibi yapısal düzenlemeler aracılığı ile devletin / milletin egemenlik hakları elinden alınmaya çalışılmaktadır.

18- Özellikle ABD’de yaşanan 11 Eylül vahşi terör hareketleri, olgunlaşma aşamasına gelmiş ideolojik, stratejik ulusal ve küresel çaplı bir çok olgunun kabuğunu kırarak gün yüzüne çıkmasına da sebep olmuştur.

Görülmüştür ki;

a- ‘Bencil benlik’ merkezli batı medeniyeti yeryüzü insanlığını mutlu edecek temel insani değerlerden ve oldurucu dinamiklerden yoksundur.

b- Azgınlaşmış ‘ego’ya dayalı kapitalizm bütün insanlığı demirden örülmüş küresel bir ağla kuşatmaya çalışmaktadır.

c- Yaratılış kanunlarına ters fikir ve fiilere karşı insanlık, ilahi kaynaklı, potansiyeli yüksek derin bir direnç geliştirmektedir.

d- Küreselleşmeye başlayan sermaye ve bilgi güçleri yeterli sevgi gücüyle desteklenmediği için adaletsizlik ve nefret dalgası her geçen gün artarak yer yüzüne yayılmaktadır.

e- İnsanlık kendi varoluş gerçeğini görme ve anlama yolunda büyük bedeller ödeyerek kör topal da olsa azımsanmayacak mesafeler almaktadır. Gözünün açılacağı, topallıktan kurtulacağı yeni bir altın çağın şafağı sökmek üzeredir.

g- Görülmüştür ki, bilgi ve fikrin kaynağı olan ‘akıl’ ile , aşk ve inancın kaynağı olan “gönül” bir birinden ayrı durdukça insanlığın maddi ve manevi bölünmüşlüğü, dolayısıyla huzursuzluğu ve mutsuzluğu devam edecektir. Çözüme giden yol; Doğu’nun gönlü ile Batı’nın aklının sağlıklı ve ahenkli birliğinden geçmektedir.


bilgi@kutluyol.org